Türkiye nasıl bir felakete sürükleniyor
EmelEmel08 Haziran 2010
Emin Colasan'dan:
REZALETİ YAZALIM, SORUMLUYU BİLELİM
Evet, son iki gün içerisinde yaşadığımız şu olayları bir kez daha özetleyelim, madde madde yazalım, kim kimi kandırıyor, bu gemi olayına kimler yol verdi, kimler ölmüş insanları kendi siyasi çıkarlarına alet ediyor, iyice bir görelim:
-İsrail bir gemiyi uluslar arası sularda silahla durdurmuş, hiç gerek yokken insanları öldürmüş, yaralamıştır. İsrail o gemiyi başka türlü durdurabilirdi…Ve cinayet işlemiştir. Bunu ilk madde olarak not edelim.
-Olayın böyle gelişeceği AKP hükümeti tarafından biliniyordu. Bunun hesabını iyi yaptılar ve sonuçlarından yararlanmak istediler. Kitleleri sokağa dökerek, şu anda amaçlarına bir miktar ulaşmış durumdalar.
-Adım adım ilerleyelim ve İsrail tarafından ele geçirilen Mavi Marmara gemisine bakalım. Bu gemi İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait. Bu yılın mart ayında Gazze seferini düzenleyen yabancı kökenli ve İslamcı IHH İnsani Yardım Vakfına 1 trilyon 800 bin liraya (İstanbul’da lüks bir daire fiyatına) satılıyor. Bu değirmenin suyu acaba nereden geliyor? Gemiye, haritada yerini bile bilmediğimiz Komor Adaları bayrağı çekiliyor. Gemi satılır satılmaz, Gazze seferi için kullanılacağı daha mart ayında açıklanıyor. Dikkat ediniz, olay böyle başlatılıyor. Parası peşin alındı mı, bilemiyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi herhalde bu satış konusunda bir açıklama yapacaktır.
-Gemi İstanbul’dan 600 kişiyle yola çıkarılıyor. Gemideki IHH Başkanı Bülent Yıldırım ve ötekiler, daha İstanbul’dan yola çıkarken demeç vermeye başlıyorlar: “İsrail bizim gemilerimize çıkmak için komandolarını eğitiyormuş. Sanmasınlar ki bizim yüreğimiz yok. Bu gemiye çıkmaya çalışan komandolar ve gerillaları denize dökeriz.”
Şimdi yukarıda yazdıklarıma dikkat ediniz. AKP hükümeti bu gemiyi bilerek maceraya sürüklüyor. İsrail “Gelmeyin, operasyon yaparız” mesajı vermiş, onlar gidiyor. Hükümet bu olacakları önceden biliyor ama gemiye yol veriyor. Niçin?
-İsrail’in yapacakları belli. Buna rağmen propaganda gemisine 60 gazeteci ve kameralar dolduruluyor. Tayyip borazanı TRT ve öteki kanallar, gemiden sürekli canlı yayın yapıp ortamı geriyor. İsrail’e “Sıkıysa bize dokun” mesajı veriliyor. Bu kadar gazetecinin ve medyanın, bir “İnsani yardım” gemisinde ne işi var? Belli ki hadise yardım falan değil, AKP siyaseti doğrultusunda bir oyun oynamak.
-Hükümet diyor ki, “Efendim bu bir yardım gemisidir, biz karışamayız!” Nasıl karışamazsın, içindekilerin tamamı senin adamların.
-Peki yardım kime gidiyor? Birinci Dünya Savaşında Hristiyan ordularıyla işbirliği yapıp Türk Ordusunu ve Mehmetçiği Filistin’de, Arabistan çöllerinde arkadan vuran, günümüzde bile laik Türkiye’ye nefretle bakan, işine geldiği zaman yanaşmış görünen Arap dindaşlarımıza! Peki ama, bu dindaşlardan hangisi, sıkıştığımız zaman bize bir el uzatmış? İçlerinden biri olsun KKTC’yi tanımış mı? Abdullah Öcalan’ı yıllar boyu Suriye’de koruyan, tam 6 bin asker ve polisimizin ve binlerce sivil insanımızın öldürülmesine neden olan, o Araplar değil mi? PKK’nın bazı kampları o Filistin topraklarında değil mi?
-Mavi Marmara gemisine AKP hükümetinin çaktırmadan gaz vermesiyle doluşan İslamcı “Yardımseverler”, acaba Filistin’e uzattıkları yardım elini, bir kez olsun bir tek şehit ailesine, ya da ülkenin dört bir yanında açlık çeken fakir fukara insanlarımıza uzatma zahmetine katlanmış mıydı? O insanlar Müslüman değil mi?
Şimdi yazdıklarımı, kuşkularımı ve sorularımı biraz daha ilerleteyim:
-İsrail vahşeti sonrasında özellikle İstanbul ve Ankara’da kitleler sokağa döküldü, İsrail protesto ediliyor. İktidar bu gösterilerin resmen arkasında. Polis göstericilere dokunmuyor, müdahale etmiyor. Size Ankara’dan, bire bir tanık olduğum ve şu yazıyı yazdığım saatlerde bile devam eden olayı anlatayım.
İsrail Büyükelçisinin konutu kentin göbeğinde, Protokol Yolu (Atatürk Bulvarı) üzerinde. Burada iki gündür aralıksız olarak, 24 saat boyunca gösteri yapılıyor. Kalabalık nöbetleşe geliyor, slogan atıyor. Ankara’nın ana caddesi trafiğe kapatılınca yollar kilitlendi, ortalık felç oldu. Önüne ses sistemi kurulan Konutun önünde 48 saatten beri hoparlörden Kuran okunuyor, tekbir getiriliyor.
Polis nerede? Böyle bir gösteri başka amaçla yapılsaydı, polis yine göz yumar mıydı?
Polis var, müdahale eden yok…Çünkü bu gösteriler AKP hükümetinin el altından izni ve göz yummasıyla yapılıyor. Demek ki Türkiye’de yasalar ve kurallar adamına göre, yandaşlara göre uygulanıyor.
-İki günden beri süren bu gösterilere katılanlar bağırıp çağırıyor, acıkınca karınlarını simitle doyuruyor, tuvalet gereksinmelerini Büyükelçi Konutunun bitişiğindeki Seymenler parkında gideriyor. Oysa aşağıya doğru biraz yürüseler, yine Atatürk Bulvarı üzerindeki beş yıldızlı Rixos Hotel’le bir girebilseler, AKP sosyetesinin oteli olan o görkemli beş yıldızlı binada, kendilerini oraya yönlendiren sosyetik AKP’lilerin yaşadığı tatlı saatlere, yedikleri enfes yemeklere, düzenledikleri kokteyllere ve torbalarla altın toplanan düğünlere tanık olup belki de “Bizi bunlar nasıl sömürüyor, kullanıyor” diye düşünme fırsatı bulacaklar.
Sevgili okuyucularım, üç günden bu yana, bütün Türk milleti üzerinde inanılmaz bir siyasi oyun oynanıyor. Bir gemi dolusu insan bu oyuna AKP hükümeti tarafından sürüklendi.
Oyun taa Mavi Marmara gemisinin bu İslamcı İnsani Yardım Vakfına İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından devredilmesiyle, geçtiğimiz mart ayında başlamış. Bunu şimdi anlıyoruz.
Sonrasını artık hepimiz biliyoruz. Hadise örgütleniyor, gemiye 60 gazeteci ve kameraman bindiriliyor ve İsrail’i delmeye giden propaganda kafilesi yola çıkarılıyor. İsrail’in bu gemiye izin vermeyeceğini AKP hükümeti biliyor. Düşünce şu:
“Referandum öncesinde ve iktidarımız böylesine yıpranmışken, bize kitleleri harekete geçirecek yeni bir olay gerek! İran’la çıkaracak değiliz ya, İsrail’le yeni bir kriz çıkaralım!”
Gemi binbir tantana ve şamata ile yola çıktı. Sonrasını hep birlikte izledik. Gemiden canlı yayınlar yapılıyor, Vakıf yöneticileri İsrail’e posta koyuyor, AKP’nin yandaş ve yalaka medyasıyla birlikte Tayyip borazanı TRT de, bu olaya gaz verip kaşıyordu. İsrail komandolarını gemiden denize dökeceklerdi!
Ankara’daki hükümet, İsrail’in sert davranacağını ve geminin başına iş geleceğini biliyordu.
Ama onlar için önemli olan insanların canları değil, bu olayı Türkiye’de bir iç siyaset malzemesi olarak kullanmak, İsrail’le kriz çıkarmak ve kitleleri sokağa dökmekti. Bu yapılarak bir taşla üç kuş vurulacaktı:
İlki, İsrail’e bu kriz aşamasında posta koyulacak, Tayyip’in yarattığı “Van minıt” komedisinin rövanşı alınacak! İkincisi, Arap alemi ile birlikte İran ve İsrail’e gıcık kapan tüm ülkelerde Tayyip iktidarı saygınlık kazanacak! Üçüncüsü, konu iç siyaset malzemesi olarak kullanılacak, bir düğmeye basılınca kitlelerin sokağa taşıp taşmadığı denenecek!
Burada çok iddialı olarak yazıyorum ve bu hükümeti suçluyorum:
İsrail’in o gemiyi Gazze’ye sokmayacağını, gerekirse sertlik kullanacağını, İsrail’in bu gibi konularda amansız, acımasız ve gaddar bir ülke olduğunu bizim hükümet elbette ki biliyordu.
Buna rağmen olaya göz yumdular, “Yahudiler bir olay yaratırsa bizim işimize yarar” diye hesap yaptılar.
Bir benzetme yapmak gerekirse, o gemideki insanları, medyayı da dibine kadar kullanarak aç aslanların ortasına, hem de bilerek attılar.
Şu anda bile isimlerini bile bilmediğimiz o insanları bile bile ölüme gönderen, AKP iktidarıdır. Ne uğruna?..
İsrail’le kriz çıkarmak, iç siyasette kitleleri tahrik etmek ve oy avcılığı yapmak uğruna.
Bu yazdıklarım çok acı gerçeklerdir. Bu gerçekler Tayyip’in Meclis kürsüsünden okuduğu nutuklarla falan değişmez…
Ve hükümetin bu aymazlığının, propaganda oyununun hesap defteri mutlaka gündeme taşınmalıdır. Onlara sorulmalıdır:
“İsrail’in böyle yapacağını bile bile, bu gemiye nasıl izin verdiniz?”