Deniz Hamamları
B.Kosar24 Ağustos 2009
1870'lerin Türkiye'sinde
DENİZ HAMAMI
DENİZ HAMAMI
Cumhuriyet'le birlikte plajlara dönüşecek olan deniz hamamları 1870'lerin İstanbul'unda,
genç kadın ve erkeklerin yaz aylarında tatmin ettikleri 'asri bir zevk' idi.
Deniz hamamları bir süre sonra Anadolu sahillerinde de göründü.
Feza Kürkçüoğlu / Popüler TARİH / Ağustos 2002
Yaz gelince, deniz hamamları açılırdı. Onlara giderdik. Şimdi plajlara gidiyoruz.
Eskiden şehri dilârâyı İstanbul, kamilen denizle çevrili olduğu halde, pek az
deniz hamamına sahipti.
Bugün de plajların sayısı fazla değildir."
Fikret Adil, 9 Ağustos 1941'de Tan gazetesine yazdığı 'Deniz Hamamlarından
Plaja' başlıklı yazısına böyle başlamış...
"Evet, şimdi de "şehri dilârâyı İstanbul, kamilen denizle çevrili
" ve "bugün de plajların sayısı fazla değil"...
Ve hatta. Kumburgaz'ı saymazsak, yok bile denebilir.
Biz şimdi geçmiş zamanda bir yolculuk yapalım ve söze,
deniz hamamları öncesindeki İstanbul'un yazlarını anlatarak başlayalım dilerseniz.
"Eski İstanbul'da Deniz Hamamları" yazısında Reşat Ekrem Koçu, o dönemi şöyle anlatmakta:
"19. asrın ortalarına kadar İstanbul'da erkekler ve kadınlar ve erkek çocuklar denize,
etrafında ve civarında Müslüman evleri bulunmayan yerlerden, açıkta soyunup,
tıpkı sıcak çarşı hamamlarında olduğu gibi bir peştamal sarınarak,
yahut iç donlarıyla girmişlerdir." (Hayat Tarih, 1 Eylül 1972)
Samsun'da deniz hamamı; 1900'lerin başı

DENİZE GİRMENİN TARİHİ
Denize girmenin, yüzmenin, güneşlenmenin tarihi 1800'lerden başlamış.
Ancak modern zamanların ya da o zamanki deyişle 'asrî zamanların' bir parçası olan plajlar,
19. Yüzyıl'ın sonlarına doğru moda olmuş. Bu eğlence ve dinlence kültürü,
Kral VII. Edward'ın ortaya attığı 'hafta sonu tatili'
düşüncesiyle, giderek büyümüş, İngiltere ve Fransa sahillerden başlayarak tüm dünyaya yayılmış.
Deniz hamamlarından plaja dönüş yıllarında, Mada Kadınlar plajı.

Ülkemizde ise, Osmanlı toplum yapısına göre şekillenmiş 'deniz banyosu' kültürü.
'Deniz banyosu' sözcüğünden de anlaşılacağı üzere, 'yüzme' yerine 'yıkanma' ya da 'serinleme'
edimi ağır basmış o zamanlar...
Reşat Ekrem Koçu'dan okumaya devam edelim:
"Eskiden denize girme bir eğlence değil, sadece atlama yüzme, bir spor ve yıkanma,
serinleme bilinmişti, onun içindir ki memleketimizin zamanımızdaki şöhretli plajları
yüzyıllar boyunca bomboş kumsallar olarak kalmıştı..."
1900'lerin başında, Fenerbahçe'deki deniz hamamı.

19. Yüzyıl'ın ilk çeyreğinden başlayarak deniz hamamlarının sayısı hızla artar İstanbul'da.
Kayıtlara göre en ünlüleri, en fazla rağbet görenleri Yeşilköy, Bakırköy, Kumkapı, Yenikapı,
Salıpazarı,
Ortaköy, Bebek, Tarabya, Çengelköy, Moda, Fenerbahçe, Salacak, Caddebostan,
Bostancı gibi semtlerde bulunan deniz hamamlarıydı...
Batı kaynaklı bir gravürde, Kızkulesi civarında,
Çiftekayalar'da denize girenler.

Sermet Muhtar Alus, 1939'da Yeni Mecmua'ya yazdığı 'Eski Deniz Salaları' yazısında
deniz hamamlarının en görkemli dönemini yaşadığı günleri anlatır:
"İstanbul da Büyükada ve Boğaziçi'nde oturan kesesi dolgun, mahdut kimselerin küçürek küçürek
hususi deniz hamamlan mevcuttu... Ekseriyet, umumi hamamlara taşınıp dururlardı.
Onlar da muayyen yerlerde, istanbul tarafındakiler, Galata Köprüsü'ne bitişik; Kumka pı'da,
Samatya'da...
Boğaziçi'ndekiler Bebek'te, Büyükdere'de, Yenimahalle'de, Anadolu yakasındakiler de
sırasile Haydarpaşa'da,
Küçük Moda'da, Fenerbahçe'de, Caddebostanı'nda, Bostancı'da, Maltepe'de."
Nasıl ortaya çıktılar?
Bir dönemin plajları sayılabilecek deniz hamamları, önceleri İstanbul'un varsıl kişilerinin kendilerine ait,
deniz kıyısında, yalılarının ününe yaptırdıkları küçük kulübelerden oluşuyordu.
Daha sonra 'umumî deniz hamamları' açılmaya başladı. Reşat Ekrem Koçu'dan öğrendiğimize göre,
1826 ila 1850 yılları arasında İstanbul'da üç tane deniz hamamı bulunmaktaymış.
1875 yılına geldiğimizde bu sayının 62 olduğunu görürüz. Bunların 34'ü erkeklerin,
28'i kadınların kullanımına açıktır...
Sahillerden denize girmek yasak olduğundan, deniz hamamları İstanbulluların yaşamlarında önemli
bir yer edinmeye başlar.
KADIN-ERKEK AYRIMI
Eski günlerde deniz mevsimi gelince -ki bunu karpuz kabuğunun denize düştüğünü
görünce anlarlarmiş
- deniz hamamları kurulur ve sıcaklardan bunalanların hizmetine açılırmış...
'Kurulurmuş' diyoruz; çünkü gerçekten her yıl yeniden kurulurmuş.
Tahtalardan yapılan genellikle 35 metreye 20 metre bir havuz ve bir iskele
üzerinde bir kulübe düşünün.
Bu kulübede de soyunma odaları bulunurmuş.
Deniz hamamlarına yine tahta bir köprüden geçilerek ulaşılırmış.
Deniz hamamlarının plajlara dönüşmeyi sürdürdüğü 1930'lu yıllarda
bir 'kadınlar plajı' görüntüsü

'Deniz hamamları' demekteyiz, çünkü kadın ve erkek olarak iki ayrı hamam kurulurmuş.
Ve mümkün olduğu kadar da birbirinden uzağa kurulurmuş. Uzak yapılırmış ki,
o zamanın çapkınları -kronolojik sırasıyla 'Meşrutiyet çapkınları', 'Hürriyet çapkınları' ve hatta
'Cumhuriyet çapkınları'
- suya dalar ve kadınlar hamamının tahta perdelerinin altından kadınları 'iskandil' ederlermiş.
Unutmadan ekleyelim, deniz hamamlarının intizamı ve 'namusu' sandallarla dolaşan
bekçilerden sorulurmuş.
Bekçiler, denizdeki en küçük kıpırtıyı, dalgalanmayı bile kontrol eder,
çapkın 'denizaltlılara' geçit vermezlermiş...
Münif Fehim'in çizgileriyle bir 19. Yüzyıl deniz hamamı

Şimdi de Hikmet Feridun Es'in kaleminden (Eski Deniz Hamamları, Hayat, 23 Eylül 1965),
deniz hamamlarının gündelik yaşamdaki yerini okuyalım:"Sokağın başında iki levha:
'Hanımlara Mahsus Deniz Hamamı' ve 'Beylere Mahsus Deniz Hamamı'.
Her tarafı tahtalarla kaplı bir konak yavrusu büyüklüğünde,
muazzam bir portakal sandığını hatırlatan, eski salaş deniz hamamlarına yine tahta
köprülerden geçilerek girilirdi. Hamamlar yan yana bulunduğu için, giriş sokakları da ekseriya aynı olurdu.
Kadınlar, hamamın harem kısmına, yani 'Hanımlara mahsus' olan köprüye saptıkları zaman,
erkekler hayaller dolusu gözlerle onların arkasından dalıp dalıp kalırdı. Çünkü deniz hamarnlarının müşterisi,
sıcak sulu mahalle hamamlarının müşterilerine benzemezdi.
Sıcak sulu hamamlara ihtiyarlar da, babayaniler de giderdi.
Halbuki o zamanlar denize gitmek ihtiyacı duyanlar daha ziyade gençler, asrî zevkli kimselerdi."
İstanbul'un Salıpazarındaki deniz hamamı; 1920'li yıllarda

Deniz hamamlarının İstanbulluların yaşamında ne kadar önemli olduğunun
anlatıldığı satırlarla devam ediyoruz:
"Bir bakıma eski deniz hamamları, İstanbullular için, bugünkü plajlardan, daha pratik sayılabilirdi.
Öyle ya, bugün mesela bir denize girmeye kalksanız, taa Florya'ya kadar uzanmak külfeti vardır.
Halbuki o zamanlar şehrin her tarafında, akla, hayale gelmeyecek yerlerinde deniz hamamları vardı.
Hatta Galata Köprüsü'nde vapur beklerken sıcak bastı da biraz serinlemek,
şöyle bir denize girmek arzuladınız değil mi? Derhal! Köprü'nün üzerinde,
Yemiş İskelesi tarafında bu hamamlardan birine rastlardınız.
Soyunup, dökünüp, vapur zamanı gelinceye kadar rahat rahat deniz banyonuzu yapabilirdiniz!"
PLAJLARA DÖNÜŞÜM
Sonunda, deniz hamamları plajlara dönüştü. Önceleri, deniz kıyılarında
yapılan kulübelerde,
havuzlarda denize giren insanlar giderek daha fazla
Özgürlük isteğiyle tahta perdeleri kaldırırlar.
Ve İstanbullular plajla tanışır. Florya'nın deniz kenarı 1920'lerde hareketlenmeye başlar,
Sovyet Devrimi'nden kaçan Beyaz Rusların bîr bölümü buraya yerleşir.
Rusların Florya'da kadın,
erkek birlikte denize girmelerinin ardından,
'kadın' ve 'erkek' bölümleriyle ikiye ayrılan deniz hamamları yavaş yavaş tarihe karışır.
Yeşilköy'de bir deniz hamamı

1926'da İstanbul Büyükdere'de açılan 'Beyazpark Gazinosu ve Deniz Banyosu'nda,
kadınlara ve erkeklere ait olmak üzere iki deniz hamamı bulunuyordu.
Deniz hamamlarının birbirine çok yakın olmasını 'ahlâka aykırı' bulanlarm,
tesisin kapatılması için dilekçe verdiği günlerde
Beyazpark'a gelen Mustafa Kemal, bu durumu öğrendiğinde;
"Kadın-erkek ayrımı ne oluyor? Burada doğru olmayan şey, aradaki mesafenin azlığı değil,
deniz hamamında hâlâ haremlik ve selamlık aranmasıdır" der.
Mustafa Kemal'in bu sözlerinin peşi sıra deniz hamamları, tarihinde yeni bir döneme kapı aralar.
Kadınlar ve erkekler aynı mekanda, birlikte denize girmeye başlarlar.
Servet Muhtar Alus anlatıyor
İstanbul'daki deniz hamamlarının ne tür birer mekan olduklarını,
Yeni Mecmua'nın 4 Ağustos tarihli sayısında, 'Eski Deniz Safaları' başlıklı yazısında,
Sermet Muhtar Alus, bize şöyle anlatır:
"Bu hamamlar birbirlerine örnek. Kazıklar üzerine çakılmış çam tahtalarından,
dört köşe ortası havuzlu, üstü açık, derunlarında çepeçevre tek kişilik kabinler; önlerinde balkon,
bir yanlarında da art arda loca... Çatılarda, iskelevari yollarında,
bayrak gibi uçuşan renkli peştamallar...
Bu erkeklere mahsus olanı... 90, 100 adım ilerilerinde, aynı salaşın daha küçüğü,
dört tarafı sıkı sıkı örtülü, hatta pedavraları çatlaksız, budaksız bulunanı kadınlarınkisi...
İçinde bin bir ağız; kahkaha, çığlık; tam kadınlar hamamı...
Hepsinin ayrı ayrı müşterisi, hususiyeti vardı."
Cumhuriyet'in ilk yıllarında plajda sorun çıkaran 'iki yaramaz'
polis tarafından olay yerinden uzaklaştırılıyor!

Denize girmenin, yüzmenin, güneşlenmenin tarihi 1800'lerden başlamış.
Ancak modern zamanların ya da o zamanki deyişle 'asrî zamanların' bir parçası olan plajlar,
19. Yüzyıl'ın sonlarına doğru moda olmuş. Bu eğlence ve dinlence kültürü,
Kral VII. Edward'ın ortaya attığı 'hafta sonu tatili'
düşüncesiyle, giderek büyümüş, İngiltere ve Fransa sahillerden başlayarak tüm dünyaya yayılmış.
Deniz hamamlarından plaja dönüş yıllarında, Mada Kadınlar plajı.

Ülkemizde ise, Osmanlı toplum yapısına göre şekillenmiş 'deniz banyosu' kültürü.
'Deniz banyosu' sözcüğünden de anlaşılacağı üzere, 'yüzme' yerine 'yıkanma' ya da 'serinleme'
edimi ağır basmış o zamanlar...
Reşat Ekrem Koçu'dan okumaya devam edelim:
"Eskiden denize girme bir eğlence değil, sadece atlama yüzme, bir spor ve yıkanma,
serinleme bilinmişti, onun içindir ki memleketimizin zamanımızdaki şöhretli plajları
yüzyıllar boyunca bomboş kumsallar olarak kalmıştı..."
1900'lerin başında, Fenerbahçe'deki deniz hamamı.

19. Yüzyıl'ın ilk çeyreğinden başlayarak deniz hamamlarının sayısı hızla artar İstanbul'da.
Kayıtlara göre en ünlüleri, en fazla rağbet görenleri Yeşilköy, Bakırköy, Kumkapı, Yenikapı,
Salıpazarı,
Ortaköy, Bebek, Tarabya, Çengelköy, Moda, Fenerbahçe, Salacak, Caddebostan,
Bostancı gibi semtlerde bulunan deniz hamamlarıydı...
Batı kaynaklı bir gravürde, Kızkulesi civarında,
Çiftekayalar'da denize girenler.

Sermet Muhtar Alus, 1939'da Yeni Mecmua'ya yazdığı 'Eski Deniz Salaları' yazısında
deniz hamamlarının en görkemli dönemini yaşadığı günleri anlatır:
"İstanbul da Büyükada ve Boğaziçi'nde oturan kesesi dolgun, mahdut kimselerin küçürek küçürek
hususi deniz hamamlan mevcuttu... Ekseriyet, umumi hamamlara taşınıp dururlardı.
Onlar da muayyen yerlerde, istanbul tarafındakiler, Galata Köprüsü'ne bitişik; Kumka pı'da,
Samatya'da...
Boğaziçi'ndekiler Bebek'te, Büyükdere'de, Yenimahalle'de, Anadolu yakasındakiler de
sırasile Haydarpaşa'da,
Küçük Moda'da, Fenerbahçe'de, Caddebostanı'nda, Bostancı'da, Maltepe'de."
Nasıl ortaya çıktılar?
Bir dönemin plajları sayılabilecek deniz hamamları, önceleri İstanbul'un varsıl kişilerinin kendilerine ait,
deniz kıyısında, yalılarının ününe yaptırdıkları küçük kulübelerden oluşuyordu.
Daha sonra 'umumî deniz hamamları' açılmaya başladı. Reşat Ekrem Koçu'dan öğrendiğimize göre,
1826 ila 1850 yılları arasında İstanbul'da üç tane deniz hamamı bulunmaktaymış.
1875 yılına geldiğimizde bu sayının 62 olduğunu görürüz. Bunların 34'ü erkeklerin,
28'i kadınların kullanımına açıktır...
Sahillerden denize girmek yasak olduğundan, deniz hamamları İstanbulluların yaşamlarında önemli
bir yer edinmeye başlar.
KADIN-ERKEK AYRIMI
Eski günlerde deniz mevsimi gelince -ki bunu karpuz kabuğunun denize düştüğünü
görünce anlarlarmiş
- deniz hamamları kurulur ve sıcaklardan bunalanların hizmetine açılırmış...
'Kurulurmuş' diyoruz; çünkü gerçekten her yıl yeniden kurulurmuş.
Tahtalardan yapılan genellikle 35 metreye 20 metre bir havuz ve bir iskele
üzerinde bir kulübe düşünün.
Bu kulübede de soyunma odaları bulunurmuş.
Deniz hamamlarına yine tahta bir köprüden geçilerek ulaşılırmış.
Deniz hamamlarının plajlara dönüşmeyi sürdürdüğü 1930'lu yıllarda
bir 'kadınlar plajı' görüntüsü

'Deniz hamamları' demekteyiz, çünkü kadın ve erkek olarak iki ayrı hamam kurulurmuş.
Ve mümkün olduğu kadar da birbirinden uzağa kurulurmuş. Uzak yapılırmış ki,
o zamanın çapkınları -kronolojik sırasıyla 'Meşrutiyet çapkınları', 'Hürriyet çapkınları' ve hatta
'Cumhuriyet çapkınları'
- suya dalar ve kadınlar hamamının tahta perdelerinin altından kadınları 'iskandil' ederlermiş.
Unutmadan ekleyelim, deniz hamamlarının intizamı ve 'namusu' sandallarla dolaşan
bekçilerden sorulurmuş.
Bekçiler, denizdeki en küçük kıpırtıyı, dalgalanmayı bile kontrol eder,
çapkın 'denizaltlılara' geçit vermezlermiş...
Münif Fehim'in çizgileriyle bir 19. Yüzyıl deniz hamamı

Şimdi de Hikmet Feridun Es'in kaleminden (Eski Deniz Hamamları, Hayat, 23 Eylül 1965),
deniz hamamlarının gündelik yaşamdaki yerini okuyalım:"Sokağın başında iki levha:
'Hanımlara Mahsus Deniz Hamamı' ve 'Beylere Mahsus Deniz Hamamı'.
Her tarafı tahtalarla kaplı bir konak yavrusu büyüklüğünde,
muazzam bir portakal sandığını hatırlatan, eski salaş deniz hamamlarına yine tahta
köprülerden geçilerek girilirdi. Hamamlar yan yana bulunduğu için, giriş sokakları da ekseriya aynı olurdu.
Kadınlar, hamamın harem kısmına, yani 'Hanımlara mahsus' olan köprüye saptıkları zaman,
erkekler hayaller dolusu gözlerle onların arkasından dalıp dalıp kalırdı. Çünkü deniz hamarnlarının müşterisi,
sıcak sulu mahalle hamamlarının müşterilerine benzemezdi.
Sıcak sulu hamamlara ihtiyarlar da, babayaniler de giderdi.
Halbuki o zamanlar denize gitmek ihtiyacı duyanlar daha ziyade gençler, asrî zevkli kimselerdi."
İstanbul'un Salıpazarındaki deniz hamamı; 1920'li yıllarda

Deniz hamamlarının İstanbulluların yaşamında ne kadar önemli olduğunun
anlatıldığı satırlarla devam ediyoruz:
"Bir bakıma eski deniz hamamları, İstanbullular için, bugünkü plajlardan, daha pratik sayılabilirdi.
Öyle ya, bugün mesela bir denize girmeye kalksanız, taa Florya'ya kadar uzanmak külfeti vardır.
Halbuki o zamanlar şehrin her tarafında, akla, hayale gelmeyecek yerlerinde deniz hamamları vardı.
Hatta Galata Köprüsü'nde vapur beklerken sıcak bastı da biraz serinlemek,
şöyle bir denize girmek arzuladınız değil mi? Derhal! Köprü'nün üzerinde,
Yemiş İskelesi tarafında bu hamamlardan birine rastlardınız.
Soyunup, dökünüp, vapur zamanı gelinceye kadar rahat rahat deniz banyonuzu yapabilirdiniz!"
PLAJLARA DÖNÜŞÜM
Sonunda, deniz hamamları plajlara dönüştü. Önceleri, deniz kıyılarında
yapılan kulübelerde,
havuzlarda denize giren insanlar giderek daha fazla
Özgürlük isteğiyle tahta perdeleri kaldırırlar.
Ve İstanbullular plajla tanışır. Florya'nın deniz kenarı 1920'lerde hareketlenmeye başlar,
Sovyet Devrimi'nden kaçan Beyaz Rusların bîr bölümü buraya yerleşir.
Rusların Florya'da kadın,
erkek birlikte denize girmelerinin ardından,
'kadın' ve 'erkek' bölümleriyle ikiye ayrılan deniz hamamları yavaş yavaş tarihe karışır.
Yeşilköy'de bir deniz hamamı

1926'da İstanbul Büyükdere'de açılan 'Beyazpark Gazinosu ve Deniz Banyosu'nda,
kadınlara ve erkeklere ait olmak üzere iki deniz hamamı bulunuyordu.
Deniz hamamlarının birbirine çok yakın olmasını 'ahlâka aykırı' bulanlarm,
tesisin kapatılması için dilekçe verdiği günlerde
Beyazpark'a gelen Mustafa Kemal, bu durumu öğrendiğinde;
"Kadın-erkek ayrımı ne oluyor? Burada doğru olmayan şey, aradaki mesafenin azlığı değil,
deniz hamamında hâlâ haremlik ve selamlık aranmasıdır" der.
Mustafa Kemal'in bu sözlerinin peşi sıra deniz hamamları, tarihinde yeni bir döneme kapı aralar.
Kadınlar ve erkekler aynı mekanda, birlikte denize girmeye başlarlar.
Servet Muhtar Alus anlatıyor
İstanbul'daki deniz hamamlarının ne tür birer mekan olduklarını,
Yeni Mecmua'nın 4 Ağustos tarihli sayısında, 'Eski Deniz Safaları' başlıklı yazısında,
Sermet Muhtar Alus, bize şöyle anlatır:
"Bu hamamlar birbirlerine örnek. Kazıklar üzerine çakılmış çam tahtalarından,
dört köşe ortası havuzlu, üstü açık, derunlarında çepeçevre tek kişilik kabinler; önlerinde balkon,
bir yanlarında da art arda loca... Çatılarda, iskelevari yollarında,
bayrak gibi uçuşan renkli peştamallar...
Bu erkeklere mahsus olanı... 90, 100 adım ilerilerinde, aynı salaşın daha küçüğü,
dört tarafı sıkı sıkı örtülü, hatta pedavraları çatlaksız, budaksız bulunanı kadınlarınkisi...
İçinde bin bir ağız; kahkaha, çığlık; tam kadınlar hamamı...
Hepsinin ayrı ayrı müşterisi, hususiyeti vardı."
Cumhuriyet'in ilk yıllarında plajda sorun çıkaran 'iki yaramaz'
polis tarafından olay yerinden uzaklaştırılıyor!
